Endüstri 4.0 için Global bir Vizyon

May 20, 2018

 

Fabrikalar dijitalleştikçe üretim hatları yepyeni görünümler kazanmaya, büyük üretim tesisleri ile atölyeler arasındaki farklar da azalmaya başladı. Özellikle Amerika, Avrupa ve Asya’nın önde gelen şirketleri her geçen gün heyecan verici dijital uygulamaları hayata geçirmeye devam ediyorlar. Bu pazarlardaki gelişimin en önemli itici güçlerinden bir tanesi dijital dönüşüme inanan ve buralara hatırı sayılır kaynaklar ayıran şirketlerin işbirlikleri olarak görünüyor. Milyar dolarlar mertebesinde cirolar yapan devlerin manifestolarında ana tema olarak Endüstri 4.0 ve dijital dönüşümü görmek mümkün.

 

Kuveyt’in milli petrol şirketi yakın geçmişte ünlü bir haberleşme altyapı firması ile anahtar teslim dijitalleşme hizmetleri için yüksek bedelli bir sözleşme imzaladığını duyurdu. Benzer bir açıklama da Suudi Arabistan’dan geldi. Artık petrol ve doğalgaz üretimindeki geleneksel teknikler yerini 4 boyutlu sismik görüntüleme, otonom işletim gibi kavramlara bırakmaya başladı. Mevcut denizüstü platformlarda ortalama seksen bin sensörden hayat döngüsü boyunca 15 petabayt (15 milyon gigabayt) ham veri oluşmasının öngörüldüğü bir senaryoda, veri analizi ve dijitalleşme vizyonunu işin ehilleriyle gerçekleştirme düşüncesi gayet normal karşılanmalı.

 

Dijital dönüşümün bir diğer lokomotifi de global liderlerin neredeyse tamamının üyesi olduğu ve endüstriyel standartların belirlendiği ana kuruluş olan Industrial Internet Consortium (IIC) bünyesinde yapılan çalışmalar. IIC, 2014 yılında kurulduğundan beri çok hızlı bir ivme ile büyüyen ve Endüstri 4.0’ın tüm alt başlıklarında inovasyonu azami derecede teşvik eden bir organizasyon. Beş kurucu üyesinin ortak vizyonu sayesinde bugün üretim, enerji, ulaşım, sağlık, madencilik ve akıllı şehirler  gibi kategorilerde 300’e yakın üyesinin aktif katılımı ile uygulama pratikleri geliştiriyor, teknoloji üretiyor ve raporlar yoluyla üretilen bilginin iletişimini yapıyor. Onaylanmış yirmi bir adet testbed (saha uygulaması) çıktılarını üretim şirketleri tesislerinde, ürün ve teknoloji geliştiriciler de arge faaliyetlerinde girdi olarak kullanabiliyor. Bunu sağlayan en önemli unsur ise IIC’nin yapılan tüm çalışmaları herkesin kullanımına açık bir şekilde raporlaması ve açık kaynak teknoloji gelişimini ana misyonlarından biri olarak görmesi.

 

Örneğin mikroşebeke testbed’inde elektrik şebekesine rüzgar ve güneş gibi fasılalı yenilenebilir enerji kaynaklarının yüksek oranda sorunsuz bir şekilde katılabilmesi için endüstriyel internetin yeni standartlarından olan TSN (time sensitive networking) kullanımı ile geliştirmeler yapılmış. Proje sahibi firmaların donanım ve yazılımları ortak bir platformda birleştirilerek genel işleyişte en büyük engellerden biri olan uyumluluk sorununa da çözümler getirilmiş. Böylece dünyadaki mega trendlerden birisi olan yenilenebilir enerjinin gelişimi için olumlu bir referans kaynağı oluşturulmuş. Track & Trace (Takip ve İzlenebilirlik) testbed’inde ise otomotiv ve havacılık gibi el aletlerinin yoğun kullanıldığı montaj ortamları için sıkma torku, malzeme eşleşimi gibi değişkenlerin üretim yönetim sisteminde tanımlanarak hatasız üretim hedefli gerçek hayat kurguları test edilmiş.

 

Nitekim 2017 yılının Haziran ayında katıldığım, Torino’da düzenlenen IIC ile Plattform Industrie 4.0’ın ortak etkinliğinde de testbed’lerin milli dijital sanayi politikaları, endüstriyel şirketlerin dijitalleşmesi ve kalifiye personel yetiştirilmesi ile ilgili ne denli önemli unsurlar oldukları vurgulanmıştı. Gerçekten de konuşmanın yerini harekete bıraktığı, pazarda rekabet halinde olan şirketlerin omuz omuza teknolojiler geliştirdiği ortamlar yaratan testbedler, Endüstri 4.0’ın küresel ekonomi içinde en etkili itici güçlerinden birisi olmaya devam edecek gibi görünüyor. IIC bünyesindeki testbed’lerin Almanya’daki karşılığı ise, ülke sathına yayılmış onlarca araştırma laboratuvarından oluşan bir arge ağı olarak karşımıza çıkıyor. Özel sektör şirketleri bu laboratuvarlara üretimleri ile geliştirmeler yapmaları için iş paslıyor, yahut arge ekiplerini buralara sevk ederek beraber yapılan çalışmalar karşılığında hem verimlilik artışları sağlıyor, hem de personellerinin teknik kabiliyetlerini ilerletmiş oluyor. Almanya’nın öncü ulusal kurumu olan Plattform Industrie 4.0 da bu etkileşim içerisinde moderatör ve katalizör olma görevini üstlenmiş vaziyette.

Ülkemizde teknoloji kümelenmeleri, üniversite-sanayi işbirliği gibi yıllardır konuştuğumuz ancak halen sağlam temellere oturtamadığımız çalışma şekillerinin nasıl olması gerektiğini yakından gözlemleme imkanı sunmaları bile, mevzubahis kurumların ne ölçüde kritik ve takip edilmesi elzem yapılar olduklarını kanıtlar nitelikte. Bu bağlamda Türkiye’den henüz bir firmanın bu ağa üye olmadığının da altını çizmek gerekir.

 

Endüstri 4.0 devrimini yakalamak ile ilgili motivasyonumuz ve farkındalığımız, teknoloji üreten ve katma değerli üretim yapan bir sanayi dönüşümünü sağlama hedefimiz ile aynı paralelde. Bu yaklaşım, tabii ki isabetli tespitlere dayandırılmış. Nitelikli ve eğitimli bir işgücü yaratmadan; bilgili, yeniliklere açık, dünyayı takip eden mühendis ve ara elemanlara sahip olmadan bu dönüşümü başarmanın mümkün olmadığı aşikar. Kişisel gelişim ekip sinerjisine dönerken yenilikçi bir şirket kültürünün filizlerini de oluşturmalı. Dünyadan bağımsız ve tecrit edilmiş bir şekilde bu devrimi yakalamaya çalışmak doğru bir strateji olmaktan çok uzakta; en gelişmiş ekonomilerin temsilcileri dahi ancak birbirleriyle dirsek temasında kalarak bu akımda liderliklerini sürdürebileceklerinin farkındalar.

 

Eğitim konusu ile ilgili milli stratejimizi belirlerken kapsamımızı eğitim kurumlarının ötesinde özel sektörü de içerecek şekilde oluşturmanın önemine inanıyorum. Teknolojinin hızı artık durağan müfredatları işe yaramaz hale getirdi. Endüstri 4.0 birçok mühendislik disiplinini aynı daire etrafında topluyor ise, mühendislik de tanımı ve doğası gereği uygulamalı bir bilim dalı olduğundan, ihtiyacımız olan nitelikli işgücünü yaratmak için gereken altyapının mutlaka pratik unsurlar barındırması gerekiyor. Eğitim programlarının hedefini yalnızca üniversite ve öncesi dönem öğrenciler kapsamından çıkarıp, işgücüne katılım kabiliyeti olan tüm kitleyi içine alacak şekilde genişletmeliyiz. Bu bakımdan da IIC gibi uluslararası organizasyonlara özel sektörün iştirakini teşvik etmemiz gerekiyor.

 

Dünya son derece hızlı bir devinim içerisinde. Vaktin değil bilginin nakit olduğu yeni bir döneme girdik. Sanayide, perakendede, enerjide, sağlıkta ve daha birçok alanda elektronik haberleşme, analitik ve yapay zeka teknolojilerinin kazananları belirlediği, herşeyin akıllı ve otonom sistemler halinde düzenlenmeye başladığı bir çağda yaşıyoruz. Özel sektör uluslararası trendlerin belirlendiği, oyunun kurallarının yazıldığı bu organizasyonların içinde bulundukça devletin yardımcısı ve gelişimi hızlandırıcı politikaların da hazırlayıcısı olacaktır. Ekonomimizin birçok cephede zorlu savaşlar verdiği bugünlerde uzun vadeli düşünebilmek ne kadar zor olsa da, önümüzde yükselen sarp dağlara bakıp ötesini görebilmemiz gerekiyor.

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Bizi Takip Edin
  • Twitter Social Icon
Son Paylaşılanlar

November 9, 2016

Please reload